GEŞTALTÇİLERE GÖRE

Geştaltçilere göre “bütün” parçalanamazdı. İster tembih – tepki bağları densin, iterse şuuru meydana getiren esas unsurlar densin “bütün” artık kendisini meydana getiren parçalardan farklı bir şey olmuştur. Bu “bütünü” ( Geştalti ) anlamak için parçalarına ayırmayı düşünmek hatalı bir yoldu, ( Davranışlçılara göre de hatalıydı ama bir başka açıdan. İçe bakış subjektifti. Başkaları tarafından gözlenemezdi ..). Daha öncede belirttiğimiz gibi, bu “Bütün”, Geştaltçilere göre “Kavrama” ve “Anlama” yoluyla meydana geliyordu. Yani “kognitif proseslerle”!
            Geştaltçilere göre, öğrenme kognitif bir fenomendi ( Lundin 1985,s 245 ). Aslında öğrenme prosesinde cereyan eden şey içinde bulunan “alanın” algısal bir reorganizasyonundan ( yeniden düzenlenmesinden ) ibaretti. Öğrenme vuku bulduktan sonra birey bu alanı yeni bir açıdan öğrenmeye başlıyordu. Her öğrenme durumu, bir problem çözme durumuydu. Yeni bir problemle karşılaşan ( yani, menfaatleri, hedefi, intibakı bakımından doğru tepkide bulunması gereken yeni bir tenbih durumuyla karşılaşan) organizma çeşitli çözüm yollarını “düşünüyordu”. Bu durumdaki organizmanın hali, deneme yanılma davranışlarına benzetilebilirdi ama aslında organizmanın yaptıkları çok farklıydı. Deneme yanılma vardı belki, ama bu zihinde cereyan eden bir işlemdi.
            Problemle karşılaşan organizma çözümden önce çeşitli hipotezler veya muhtemel çözüm yollarını “düşünüyordu”. Ama çözümün bulunması, durumu ve çözüm yollarını kavrama yani, öğrenme aniden vuku buluyordu. Çünkü organizma, zihinde durumun bütün unsurlarıyla ilgili kopyalar üzerinde işlem yapıyordu. Öğrenmenin gerçekleştiği ve çözümün bulunduğu anda organizma durumu bütünüyle kavramış oluyordu. Dolayısıyla Thorndike’in dediği gibi öğrenme deneme yanılmalarla adım adım gelişen bir olay değildi. Çözüm yolu bir defa öğrenildi mi, aynı durumla bir kez daha karşılaşan organizma artık çözüm yollarını düşünmeden veya randon hareketlerde bulunmadan doğrudan doğruya çözüm yolunu uyguluyordu.
            Geştaltçilere göre, “Kavramanın” içinde “Hatırlama” ve “transpozisyon” yahut “transfer” prosesleri bulunmaktadır. Transpozisyon ( transposition – yerini değiştirme ) veya transfer ( aktarma ), bir durumda öğrenilen malzemelerin ( mesela çözümlerin proseslerin ) diğer bir durumda uygulanmasıdır. Burada bir durumdan diğer bir duruma “aktarılan” şey bir “bütündür” veya bir Geştalttir.
            Kavrama, bir problemin içine nüfuz etmek, bir problemin iç yüzünü görmektir. Neyin nereye götürdüğünü anlamak, hangi hareketlerin ne gibi sonuçları olacağına dair bir takım “beklentileri” kazanmaktır. Dolayısıyla öğrenmede değişen şey, yapılanlar ( tepkiler – davranışlar ) değil, belirli durumlarla ilgili bilgiler veya bilgi yapılarıdır. İçinde bulundukları durumla ilgili algılarını yeniden organize ederek belirli bir kavrayışa sahip olmuşlardır. Organizmalar bu durumda hangi tenbih ve şartların elverişli ( veya uygun – revelant ), hangilerin elverişsiz ( veya uygunsuz, ilgisiz- irrevelant ) olduğunu anlamışlardır.
            Hareketli reklâm ışıklarını tek tek yanıp sönen ampuller değil de bir bütün olarak algılıyoruz. Bu bütün kendisini meydana getiren parçalardan farklı, bu parçaların dinamik bir şekilde birbirleriyle ilişkiye getirildiği bir yapıdır. Bu bütünü her bir ampule ayrı ayrı bakıp anlayamayız. Çok sevdiğimiz bir şarkı da artık kendisini meydana getiren tek tek notalardan ayrı bir bütündür. Bu notalar farklı anahtarlarda da çalınsa yine özelliğini korur, yine aynı melodidir veya aynı Geştalttir.( Bu söylenenler doğru da, bu tek tek notaları nasıl öğreniyor ve bütün bir şarkıyı kesintisiz olarak nasıl söyleyebilecek hale geliyoruz? M.Wertheimer’in (1880–1943 ) başını çektiği ve W Köhler’le (1887- 1967 ) K.Koffka’nın (1886–1941 ) takip ettiği Geştaltçi öncüler öğrenmeyi algı prosesiyle ilgili kavramlarla açıklamaya çalışıyorlar, “ organizmanın neyi yapmayı öğrendiği” sorusundan ziyadeiçinde bulundukları tembih durumunu algılamayı nasıl öğrendiği” sorusuyla ilgileniyorlardı. ( Hill 1980, s 116 )
Bu sebebten Geştaltçi açıklamalar, Bağlantıcı ( Connectionist ) veya asosiyasyonist açıklamalardan ayrılmaktadır. Geştaltçiler yaşantıların ( organizmanın geçirdiği hayat tecrübelerinin ) sinir sisteminde hafıza izleri dedikleri proseslerle kaydedildiğini kabul etmektedirler. Hafıza izleri tembih – tepki bağlarından farklı bir olaydır. Aslında hafıza izleri birbirinden ayrılmış elemanlar olmayıp organize olmuş BÜTÜN lerdir. Dolayısıyla öğrenme, esasta yeni izlerin ilavesi veya eski izlerin çıkarılması gibi bir olay olmayıp bir BÜTÜNÜN ( Geştaltin ) değişerek diğer bir BÜTÜN ( Geştalt ) haline dönüşmesidir. Bu değişimler yaşantılarla ( tekrarlarla ) olabildiği gibi, düşünce vasıtasıyla da cereyan edebilir. ( Hatta Hill 1980, s 116 ) Geştaltçi öğrenme teorisinin ilgilendiği şey işte asıl bu yeniden yapılanma prosesleri ve bunları ceryan ediş tarzıdır.
            Geştaltçilerin veya kognitifçi başlığı altında toplayabileceğimiz psikologların Tembihlerle – Tepkiler arasına aktif bir “ zihni” veya zihinsel prosesleri ( yahut aracı prosesleri ) yerleştirmelerinin en büyük dayanağı, algı alanında yapılana araştırmalardan elde edilen verilerdi. Özellikle Wertheimer’in formüle ettiği bu veriler, tepkilerin çıkmasından önce zihinde ( veya beyinde ) “ bir şeylerin” cereyan ettiğini gösteriyordu. Belirli tembihlerle bir takım tepkileri yapabilmemiz için önce bunları algılamamız lazımdı.             

 
Yrd. Doç. Dr. Hamit CİHAN 2007 ©. Email: info@antrenmanbilimleri.com
Powered By Gülnet İnternet Hizmetleri - E-Akademisyen Paketi ® - E-Akademisyen ™
Kapat
Kapat
Kapat